Merkezimizin kuruluş amacı; kişilerin hayatlarında yaşadığı rahatsızlıkları ve hastalıkları tedavi etmektir. Bunu yaparken kişilerin sosyal yaşamlarını da desteklemektir.

İyi ve Kötü

İyi ve kötü hayatımızda en çok karşılaştığımız iki tanımlama ve en çok kabul ve onay istediğimiz ve reddettiğimiz yapımız.
Acaba bir insan ne zaman iyi bir insan olur ya da kötü inanç tarihimizden başlayıp, insanlığın şiddet tarihiyle devam eden büyük problemimiz. Habil ve kabille başlayan büyük savaşlarla biten içimizde ki kötülük, bugünlerde sıkça izlediğimiz toplumumuzun ve erkeklerin uyguladığı şiddet ve ölümler bizim kendimiz hakkında sormamız gereken en önemli soruyu düşündürttü.
İyi insandan kötü insana ne zaman ve ne şekilde dönüşüyoruz, ya da içimiz de ne kadar kötülük ile doğuyoruz psikolojik anlamda ve bu yapıyı nasıl büyütüyoruz ve geliştiriyoruz.
İnsan profillerin de en iyi ve en kötü insan profili arasında geometrik anlamda 7 derece vardır. Yani ince bir çizgide yürüyoruz. Sınırlar çok belirgin değil fakat değişimler çok belirgin, doğduğumuzda karakterimiz iki yapıyla beraber doğuyoruz, ilköğrenim yerimiz aile çocuk çevresinde ki her olayı ve durumu kaydeder ve yapı haline dönüştürmek için belleğinde tutar. Kısaca aile ilişki şekli aldığımız ilk koddur. Sosyalleşmeyle beraber içine çevreyle beslenmeye başlıyoruz, ilk sınırlarımız aile içerisinde sonrasıysa toplum içinde çiziliyor, burada su konuya dikkatinizi çekmek istiyorum sınırların çizilmesi, uygulayacağımız anlamına gelmiyor, sınırların var olduğu anlamına geliyor.
Sınırların olduğu yerde artık karakterimizin eşikleri ve tercihlerimiz için alan oluşuyor.
Peki sizce biz kötü insan olmayı tercih ediyor muyuz? Sanırım herkes buna hayır der. Bu yüzden kötü insan olmanın başlangıcı iyi insan olmak için taraf değiştirdiğimiz oluyor.
Şu cümleler tanıdık gelecektir.
Seviyordum, çok kıskandım, bensiz kötü yaşayacağını bildiğim için, ben onun için en iyisini düşünürüm, o benim yaşamım onsuz nefes bile alamam ben hep iyilikten!
İkinci geçişimiz ise kendimizle ilgili gibi gözüken fakat asla alakası olmayan senaryolar üretip kendimizi ve başkalarına inandırmaya çalışmamız temel nedeni ise korku belirsizlik ve problemi kabullenmeme, üç zehirli karışım, diğer aşamamız ise narsis olan en önemli duygumuz haklı olmanın verdiği sınırsız davranış hakkı, olmayan hakkımız, hani hep pesinde koştuğumuz haklılığımız. Haklılığın sınırlarla ve eşikle alakası yoktur biz bağlamadığımız surece, psikolojik açılımı bencilliğimiz ve doymak bilmeyen aç gözlülüğümüz, aşamamız ise sürekli kendi üstümüzde tutmaya çalıştığımız suçluluk duygumuz, bunu yok saymak için yaptığımız en büyük hareket sınırı geçmek ve kendimizi aklamamıza neden göstereceğimiz tek duygumuz ve en çok kullandığımız diğer davranışımız, herkes suçlu sizse mağdursunuz. Sanırım bu davranışlar hepinize tanıdık gelmiştir. Şöyle bir söz vardır dünyada ki en kotu şeyler en büyük iyilikler için yapılır diye.
Gördüğünüz gibi sınırlar çok ince ve geçişken o zaman belirleyicilik tek nedene kalıyor tercihlerimiz hangi karakter yapısına geçeceğimizi belirliyor, yani biz seçiyoruz seçtirtilmiyoruz, öyleymiş gibi yapmaya çalışıyoruz, bu yüzden seçmenin bahanesi yoktur. Yazmak istediğimiz senaryolarımız ve oynamak istediğimiz rollerimiz vardır. Psikolojik anlamda her ikisiyiz ve hangisini seçersek ona dönüşüyoruz.
Karakterle barışmak hayatla ve insanla uzlaşmak ve sınırlarında konforla yasamak anlamına gelir. Ve insan olmak en kotu durum ve şartta bile tercih değiştirmemek olduğunda tamamlanır.
Yaşamak bir tercih olduğuna göre hangi tarafta kalacağınız ve huzurda nasıl yaşayacağınız size bağlı olacaktır.